Haber Türk / Kültür Sanat

Haber Türk / Kültür Sanat

Röportaj: Mete Aker

Fotoğraf: Özlem Özçelik

Sanatçılar sürekli aynı şeyi yapmak istemez. Önceki resimlerinizden farkı ne?

Öncekilere bir doygunluk geldi. Artık yeni bir keşif bulamıyorum onun içinde. Bence sanat bir keşif; hem resimleri hem de kendimi keşfediyorum. Yol gösterenim yok bu konuda. Sanat okumadım. Kendi başıma kendi bildiklerimle, deneme yanılmalarımla buldum. Çok daha zor ve güzel…

Space/Time’da neler anlatmak istiyorsunuz?

Beni yönlendiren ve ilham veren şey, gerçeklik arayışı. Gördüğünüz gerçekliği bizim kurguladığımızı anlatmak istiyorum. Resimlerde çoğunlukla iki tane yüz üst üste geliyor. Gerçeklik de öyle bir şey. Siz baktığınız anda o sabit oluyor. Kuantum mekaniğine indiğiniz zaman, bir ışık fotonu aslında bir dalga halinde oluyor, birisi onu gözlemlediğinde ise bir parça oluyor. Gözlemci gerçekliği yönlendiriyor, sabitliyor. Burada gözlemcinin önemini anlatıyorum, eski eserlerimde ise birliği anlatıyordum.

Okuduklarınız resimlerinizi etkiliyor olmalı…

Spiritüel arayışa girdiğimiz zaman o birlik ve varoluş, bizim yaratım gücümüz, aslında bilim tarafından da destekleniyor. Spiritüel arayışım başladığında fiziğe merakım arttı. Çünkü gerçeklik “Bizim gördüğümüz gibi değil” diye anlatılıyor. Bilim inancımı kökleştirdi. Bu konular benim için en kemik konular ve hayatım tamamen değişti. Sürekli başucumda olan kitap ise Rumi’nin ‘Aşk Şiirleri’ kitabı.

Günde 12 saat çalıştığınızı duymuştum.

Bu seri çıkmadan önce öyleydi evet. Kolumu kaldıramıyorum mesela. Çizgileri çizmekten omzum yoruluyor. Her zaman 12 saat olmuyor tabii.

Snapshot serginizde genelde kadın figürü ağırlıktaydı, burada da öyle. Özel bir sebebi var mı?

Galiba kendimi kadın figürleriyle daha kolay ifade ediyorum. Bunları yaparken müzik çok dinliyorum. Çoğunlukla elektronik ve house müzik… Bazen de klasik müzik. Onun haricinde fuarları gezdiğim zaman bir an evvel dönüp sanat yapmak istiyorum.

Serginizi yeni açtınız ama bundan sonra neler yapacaksınız?

Eylülde Goldsmiths Üniversitesi’nde sanat master’ıma başlayacağım. Şimdiye kadar kalıplaş- mamış sanat yaratmak hoşuma gidiyordu fakat şimdi “Bütün anladığım bildiğim süreçleri unutayım, bakalım o zaman ne çıkacak” diyorum. Bir de enstalasyon fikri var aklımda, canlı varlıklarla yapılacak bir iş.

Sevil Dolmacı: “Misyonumuz sergi açıp sanatçıların kariyerleri için kitap yapmak ya da fuarlara katılmak değildi. Ama Türkiye’de sanatçının buna ihtiyacı var. Sergi açmak da yetmiyor, onu yurtdışına taşımak, kariyerinde görünür kılabilecek adımlar attırmak gerekiyor. Biz Du Pre’ye nasıl faydalı olabiliriz diye yola çıkıp kısa vadede işi bu noktaya taşıdık. Sanatçılar galeriye ihtiyaç duyuyorlardı. Biz de kendi bünyemizde bunu yaptık. Bu motivasyonla Du Pre’yle beraber çok güzel satışlar yaptık, yurtdışında başarılar yakaladık. Bu seride kendini bulduğunu hissetti. Çoğu eseri satıldı.”